Dinle beni yüreğim…
sadece ve sessizce dinle…
ve selam et yüreğim…
sevdaya aşka dair ne varsa hepsine selam et. ..

 

Bir yalvarışla çıkmıştık yola biz…
bir haykırışla…
umutlarımızı anlatmıştık susayan gönüllere…
biz sevdanın esiriydik yüreğim…
biz aşk askeriydik…

 

Şimdi bir köşede bükükse boynumuz…
ağlıyosak hala,incilmişsek yine toparlanma zamanı yüreğim…
bu yolda acının adını GÜL koyduk biz…
zehirin adını BAL koyduk biz…
itselerde, herkesi DOST bildik biz…
bilelim yüreğim hep böyle bilelim biz…

 

Dertlere siper olma zamanı,gönüllerde sevda olma zamanı..
yüreğim kışın bahar olma zamanı….
hadi bir umut yine…
kalkalım ayağa..
hadi silelim gözyaşlarımızı…

 

kimse görmesin bilmesin ağladığımızı…
dostumuz olan geceyi bekleyelim yüreğim…
vede bizi yalnız bırakmayan yıldızlarımızı..
onları dost seçtik biz kendimize…
çünkü hem çok uzaktırlar hemde çok yakındırlar…

 

vede ışıklarıyla geceyi ne güzel aydınlatırlar..
örtsün yüreğim gece bütün yaralarımızı…
saklasın bizim gözyaşlarımızı…
elimizi kaldırdık ya semaya biz…
UNUTMA yüreğim biz istedik AŞIK olmayı RABBİMİZDEN…
biz istedik dertleri can-ı gönülden…
gelsin dedik…
sevginin fedakarlığı olacakdı elbet…

 

Tarih : Mayıs 8th, 2008 Yorum : Yorum Yok Kategori : İLAHİAŞK, ŞİİRLER
Etiket :

Seni bilir seni tanır

Nere baksa seni sanır

Sanma ki senden usanır

Sen gönlümün sultanısın

 


Aşk bağımın gülü sensin

Gönül sazın teli sensin

Gözlerimin seli sensin

Sen gönlümün sultanısın

Bu can sana vurgun sana

Hasret zarar verir cana

Gönül tahtında dursana

Sen gönlümün sultanısın

Aşk bağımın gülü sensin

Gönül sazın teli sensin

Gözlerimin seli sensin
Sen gönlümün sultanısın

Tarih : Mayıs 8th, 2008 Yorum : Yorum Yok Kategori : İLAHİAŞK
Etiket :
“ALLAH aşkı için çalış. ALLAH aşkı için hizmette bulun;
halkın kubul etmesi veya reddetmesi ile senin ne işin var?
 
Bu fani dünya pazarında sana bol bol kazandıracak bir müşteri
olarak ALLAH kafi değil mi?
ALLAH’tan alacağın karşısında insanların verebilecekleri ne ki!..
 O halde gözünü ve gönlünü insanlardan gelecek teşekkürlere değil,
 ALLAH’tan gelecek mazhariyete döndür!..”

 

MEVLANA

 

 

 

Tarih : Mayıs 8th, 2008 Yorum : Yorum Yok Kategori : İLAHİAŞK
Etiket :

İlan-ı Aşk

by admin

Ey Allah’ımSana aşkımı ilan ediyorum..

Seni Seviyorum! Seni Seviyorum Allah’ım!

Ne olur, ne olur sen de beni sev! Ne olur sen de beni sev!…

Beni sevginle yaşat ve Sevginle canımı al!

Sevginle dağıt bedenimi, Tekrar sevginle bir araya getir!

Sevginle çıkayım kabirden,

Sana koşayım yüreğimdeki sevginle!

Mahşerde sevginin gölgesinde bekleyeyim Seni!

Sevginle hesaba çek beni! Sevgi terazinde ölç sevgimi!

Sahteyse sevgim, yak beni!

Küçücük de olsa eğer, sevgim gerçekse; Sen de sev beni!..

Geçeyim sırat köprüsünden sevginle!

Sevginle, dilimde isminle cennetine koy beni!

Yüreğimdeki aşkınla yüreğine al beni,

Nurunla yak, Cezbenle erit, Ruhuna kat beni!

Ne olur sev beni Allah’ım, Ne olur sev beni!…

Nasıl ki kuş kanatsız uçamazsa,

ruhum da sevgin olmadan uçamaz,

Sevgin kanadımdır benim!

Nasıl ki beden cansız yaşayamazsa,

ruhum da aşkın olmadan yaşayamaz,

Aşkın canımdır benim!

Nasıl ki insan sevmeden, sevilmeden yapamaz, bir canan ister,

Ben de sensiz yaşayamam, Cananımsın benim!

 
Nasıl ki bir ülke sultansız olmazsa, ruhum da sensiz olmaz,

Sultanımsın benim!..

 
Kanadımsın, Canımsın, Cananımsın, Sultanımsın yarab!

Nasıl ki kelebekler sevdalıysa ateşe,

ve yanacaklarını bile bile nasıl dönerlerse ateşin etrafında,

 
Nasıl kanat çırparlarsa Sevgili’ye doğru,

Ben de senin nurunun etrafında öylece,

tıpkı kelebekler gibi dönmek,

Kanatlarımı senin aşkınla çırpmak

Ve nurunun beni yakacağını bile bile sana kavuşmak istiyorum.

Bu garip, bu sevdalı kelebeği nuruna kavuşturur musun yarab!

Bana verdiğin onca nimetin kadrini bilemedim,

Sana karşı o kadar mahcubum ki yarab!

Beni affet, Beni bağışla ne olursun!

Affını ve aşkını benden mahrum etme ne olursun!..

 
Yüreğim günahlarla o kadar kirlendi ki Rabbim!

Senin için döktüğüm gözyaşlarımla yıkasam,

arınır mı acaba yüreğim?

Dünya müminin zindanıymış,

Bunaldım bu zindandan Allah’ım!

Yüreğimdeki sevgini öyle büyüt, öyle büyüt ki,

 
Yüreğim artık bu dünyaya sığmaz olsun..

Aşkım miracım olsun Allah’ım, Aşkım miracım olsun!

Kalbim bir Burağa dönüşsün ve beni alıp sana getirsin.

Yedi kat göğü aşkınla aşıp huzuruna varayım,

Huzurunda başımı secdeye koyayım,

sonsuza dek hep öyle kalayım yarab!

Öyleyken bir kere nazar et,

Bir kere “Kulum!” de, kendimden geçeyim yarab!..

Ey Azrail! Sen ne güzel bir meleksin!..

Beni vuslatıma erdirir misin?

Sevgili’ye götürür müsün beni?


Kurtarır mısın beni bu dünya zindanından?..

Ey bizleri yoktan aşkıyla vareden şanı yüce Allah’ım!

Beni aşkınla varettiğin gibi, aşkınla yaşat ve aşkınla yanına al!

Ya Fettah! Gönül kapılarımı sevgine aç!

Ya Latif! Bana sevgini, mağfiretini,

bana cennetini, cemalini lutfet!

Sevdiklerini sevmeyi nasip et Allah’ım!

Ya Vedud! Ey sevgiyi vareden, sevgiyle vareden!

Ey aşkı yaratan!

Aşkın kaynağı, Aşkın merkezi, Aşkın ve aşıkların kıblesi!

Ey en çok seven ve en çok sevilen,

Ve sevilmeye en çok layık olan Allah’ım!

Ey En Büyük Sevgili! Bana sevgini bahşet!.

Ya Veli! Dostların en iyisi, en yücesi,

Dostların en güzeli, en mükemmeli!

Ey en büyük dost!

Beni kendine, kendini bana dost kıl!

Ya Semi! Ey her şeyi duyan Allah’ım!

Sana söylediğim bu sevgi sözcüklerini duyuyorsun. Sen de sesini

bana duyur Allah’ım!.

Ne olur bana da söyle “Ey mutmain nefs! Razı olmuş ve razı

olunmuş olarak gel!” diye…

 
Ya Basir! Ey herşeyi gören Allah’ım!

Garipliğimi, aczimi,

kusurlarımı, günahlarımı görüyorsun yarab!

Huzurunda bükülen boynumu, secdeye varmış başımı,

Pişmanlıkla ve aşkınla döktüğüm gözyaşlarımı,

yüreğimdeki sevgini görüyorsun!

Sana layık olmasa da Allah’ım,

Ettiğim secdeler hakkı için,

Döktüğüm gözyaşları hakkı için,

Yüreğimdeki aşkın hakkı için beni bağışla ve cennetine al!

Al ki; senin beni gördüğün gibi, ben de seni göreyim,

 
Cennetinde cemalini seyredeyim,

 
Cemalinle kendimden geçeyim yarab!

Ya Hay, Ya Muhyi! Alem seninle hayat bulur.

Seni bilmeyenler, seni sevmeyenler birer ölüdür.

 
Aşkından mahrum edip de beni öldürme!

Bana aşkınla hayat ver yarab!

Ya Hak! Ezelden ebede varolan tek gerçek sensin Allah’ım!

Beni bu yalan dünyadan kurtar!

Beni sevgi ülkesine, mutluluk ülkesine, beni cennetine al yarab!

Ya Vekil! Dua, secde ve gözyaşıyla sana yöneldim,

 
Sana tevekkül ettim, Sana güvendim! Vekilim yalnızca sensin! Sen

 ne güzel bir vekilsin yarab!

Sen bana yetersin, aşkın bana yeter yarab!

Ya Zahir! Ey varlığı apaçık deliller ile aşikar olan Allah’ım!

Alemdeki her zerre seni haykırıyor!

Ruhum varlığını, yüreğim aşkını haykırıyor Allah’ım!

Ya Batın! Ey varlığı gözle görülemeyecek gizli hazine!

Nuru binlerce perdenin ardından bile yakıp kavuran,

Bu fani gözlerin görmeye dayanamayacağı güzellikte olan Allah’ım!

Zahirimi de, batınımı da nurunla nurlandır,

aşkınla güzelleştir yarab!

Ya Vahid! Şirke düşmeme izin verme!

Yüreğime sevmediklerinin sevgisini yerleştirme!

Ya Hamid! Ey övülmeye layık olan Allah’ım!

Seni hakkıyla övmekten acizim,

Kelimeler yetersiz kalıyor seni övmeye!

Yüreğim sevginin diliyle övüyor seni yarab!

 
Ya Şehid!

İlim ve kudretiyle ezelden ebede herşeye şahid olan Allah’ım!

Aşkıma şahit ol!

Aşkıma şahit ol!

Aşkıma şahit ol!

Yüreğimdeki sevginle şehid olarak ruhumu al,

Huzuruna senin için dökülen kanlarımla geleyim yarab!

Ya Hakim! Ey herşeye hükmeden Allahım! Kalbime hükmet!

Ey hakla batılın arasını ayıran!

Benimle yalan dünyanın arasını ayır!

Ey hüküm ve hikmet sahibi,

hükmüne herkesin boyun eğdiği Mevlam!

Yüreğimdeki sevginle sana boyun eğiyorum,

teslimiyetimi kabul et!

Ya Alim! Ey herşeyi bilen Allah’ım! Bana kendini bildir!

Seni sevdiğimi biliyorsun, bana da beni sevdiğini bildir yarab!

Ya Melik! Ey herşeyin sahibi olan Allah’ım!

Bedenimin, ruhumun, yüreğimin sahibi olan Allah’ım!

Ey sevgimin sahibi olan Mevla’m! Beni sevginin sahibi kıl!

 
Ya Kerim! Ey keremi bol olan

ve karşılık beklemeden ihsanda bulunan Allah’ım!

Sevginin sağnak yağmurları altında sırılsıklam ıslat beni!.

Ya Selam! Ey kullarını kurtuluşa erdiren Allah’ım!

Selamın ve sevgin her an üzerime olsun!

Sevginle, selamınla kurtuluşa erdir beni!

Ya Rezzak! Ey herşeye rızkını veren Allah’ım!

Ruhumun, yüreğimin rızkı aşkındır! Aşkınla rızıklandır beni!

Ya Hafiz! Ey her şeyi koruyan Allah’ım!

Beni; yüreğimdeki aşkının düşmanı olan şeytandan

ve onun yoldaşlarından koru!

Ey hiçbir şeyi unutmayan Mevla!

 
Seni unutan, senin de unuttuğun kullarından eyleme beni!

Ya Tevvab! Ey tövbeleri kabul eden!

Yapmış olduğum tövbeleri kabul et!

Bir daha yapmamak için bana güç ver!

Ya Rahman, Ya Rahim, Ya Gaffar!

Ey affetmeyi seven Allah’ım!

Ne olur, ne olur affet beni!..

Sevgimin hatrına bağışla beni yarab!

Ya Kahhar! Ey kahredici Allah’ım!

Sevginden mahrum ederek kahretme beni!

Ya Aziz! Beni sevginden yoksun bırakıp da zillete düşürme!

Sevginle aziz kıl beni!

Ya Meyyit! Ey öldüren Allah’ım! Aşkınla öldür beni!

Ya Bais! Ey dirilten Mevlam! Aşkınla dirilt beni!

Ya Hasib! Ey kullarını hesaba çekici olan Allah’ım!

Aşkınla hesaba çek beni!

Ya Kadir! Ey kuvvet ve kudret sahibi!

Bana emanetini ve sevgini taşıyabilme gücü ver!

Ey herşeyi kendine boyun eğdiren!

Kudretinin karşısında boyun büktüm, acizim.

Ben sensiz ben bir hiçim, aşkınla varet beni yarab!

Ya Samed! Ey kimseye muhtaç olmayan, her şeyin kendisine muhtaç

olduğu Rabbim!

Sana muhtacım! Nuruna muhtacım! Aşkına muhtacım!

Beni senden ayırma! Beni Aşkından ayırma!

 
Ya Rafi! Ey hak edenleri yücelten Allah’ım!

Aşkınla kendine yücelt beni!

Ya Hadi! Ey hidayete, doğru yola erdiren Allah’ım!

Yoluna erdir beni! Aşkına erdir yüreğimi!

Ya Gani, Ya Muğni! Ey zengin olan, zengin eden Allah’ım!

Asıl zenginlik sevgine sahip olmaktır! Sevginin zengini kıl beni!

Aşkının zengini kıl beni!

Ya Nur! Alemleri ve gönülleri aydınlatan,

nur üstüne nur olan Allah’ım!

Nurunla nurlandır yüzümü,

Nurunla nurlandır bedenimi,

Nurunla nurlandır yüreğimi…

Ya Sultan! Kendine esir et beni!

Ya Canan! Kendine meftun et beni!

Ya Allah!

 
Ya Allah!

Ya Allah!

Ey En Büyük Sevgili!

Ben seni çok seviyorum yarabbi, ne olur sen de sev beni!

Varsın hiç kimse bilmesin beni,

Varsın hiç kimse sevmesin beni,

 
Yeter ki sen sev beni Allah’ım, yeter ki sen sev beni!….

İlan-ı Aşk

Tarih : Mayıs 8th, 2008 Yorum : Yorum Yok Kategori : İLAHİAŞK
Etiket :

 

Tarih : Mayıs 8th, 2008 Yorum : Yorum Yok Kategori : VİDEOLAR, İLAHİAŞK
Etiket :

 

 

Yakup… Mecnun… Gül… O’nun icin Olmak…

Neden Hz Yakup yanında onca evladı varken illa Yusuf diye ağlayıp gözlerini kör eyledi. Sevgi sadece evlat sevgisi ise bu sevgiyi kendine yaşatacak hiç mi evladı yoktu.. diğer evlatları ona bu evlat sevgisini veremez miydi.. bir sevgi uğruna hele ki yanında bu sevgiyi giderecek başka kişiler olduğu halde gözler körleştirilebilir miydi.. ve Yusuf’un geleceği bilinmediği halde geleceğine dair bu kadar ümit beslenir miydi..
Neden Mecnun illa Leyla deyip çöllere düştü. Mecnun için başka bir sevgili bulunamaz mıydı.. Hiçbir kız Leyla’nın verdiğini veremez miydi Mecnun’a.. Eğer istek sadece dünya ise o çölde Leyla’dan daha güzelleri vardı.. yok eğer istek hem dünya hem ahiret ise o çölde yine bunu Mecnun’a verecek kızda vardı.. ama Mecnun illa neden Leyla diye çöllerde idi.. Neden Leyla’nın artık dünyadan göçtüğünü öğrendiği halde onu unutup gitmek yerine gidip Leyla’nın tabutuna uzanıp onsuz hayatı kendisine haram eyleyip o canı verenden ölümü istedi. Ve canı veren onun isteğini kabul edip o canı Leyla’sız dünyada bırakmadı..
Neden Bülbül Gül için ağlayıp durdu hep.. Gül’ün dikenlerinin her seferinde vücuduna batıp kendisine acı vereceğini bildi halde neden Bülbül hala güle konmaya gülü koklamaya devam etti. Bülbül için gül sadece bir çiçekse eğer gülün verdiği çiçekliği verecek bir çok çiçek vardı şu dünyada.. ama bülbül neden hiçbir çiçeği görmeden ısrarla gül için ağlayıp güle konup gülü kokladı..
Zannediyor musunuz ki Yakup için Yusuf sadece bir evlattı…
Zannediyor musunuz ki Mecnun için Leyla sadece bir sevgili idi…
Zannediyor musunuz ki Bülbül için Gül sadece bir çiçekti…
Eğer sadece Yakup için evlat.. Mecnun için sevgili.. Bülbül için çiçek olsaydı anlam
Ne Yusuf için gözler kör edilirdi… ve gelene kadar dünyaya küsülürdü..
Ne Leyla için çöllere düşülür ölümü ile ölünürdü..
Ne de Gül için onca dikenine rağmen gözyaşı dökülür ve hala üzerine konulup kokusu koklanırdı…
Bunu anlamak için Yakup olmak lazım.. sadece Yakup olmak değil Yusuf gibi evlat sahibi olmak lazım… bu da yetmez.. en önemlisi yakup gibi sevmek lazım.. ve Yusuf’un yokluğunda gözleri dünyaya körleştirecek sevgi lazım…
Bunu anlamak için Mecnun olmak lazım.. sadece Mecnun olmak değil Leyla gibi bir sevgili lazım.. ve Mecnun gibi sevmek lazım.. Leyla’sı Mevla’ya ulaştığında onunla Mevla’ya gitmeye hazır olmak lazım.. bu sevgiyi yüreğine canına işlemek lazım ki sevgi ve sevgili gittiğinde canı da onunla gitsin ki sevgili olmadığında o da olmasın..
Bunu anlamak için Bülbül olmak lazım.. sadece bülbül olmak değil Gül gibi bir çiçek lazım.. ve Gül’e bülbül gibi özlem duymak lazım.. koklamaya geldiğinde batan dikenlere katlanmak ve akan kanı görmemek lazım…
Yusuf gelmeden kim açabilirdi Yakub’un gözlerini..
Leyla ölünce kim yaşatabilirdi Mecnun’u..
Gül’ü koklarken akan kanın kan olmadığını kim anlatabilirdi Bülbül’e..
Tek bir olan biri…
Yakub’unda.. Mecnun’unda.. Bülbül’ünde Rabbi olan ALLAH
Yusuf’unda.. Leyla’nında.. Gül’ünde Rabbi olan ALLAH
İşte her şey tek bir şeyde cevap buluyor..
İşte her şey tek bir şeyde son buluyor..
O hükmü kestiyse.. O hükmü yazdıysa
Artık ne göz açılabilir O izin vermeden
Artık ne can hayatta kalabilir O canı vermeden
Artık ne akan kan durabilir O durdurmadan
Sonu yok bu sevdanın O sonu kesmeden
Açıklaması yok bu sevdanın sevdayı gönle yerleştiren açıklamasını yapmadan
İşte her şey tek bir şeyde cevap buluyor..
İşte her şey tek bir şeyde son buluyor..
Çünkü bu cevabı bulunca tüm sorular en güzel cevaba ulaşıyor
Çünkü bu sonu bulunca en güzel başlangıç oluyor
Çünkü O’nu bulunca kayıplar en güzel kazanç oluyor..
İşte körleşmek.. aslında kayıp ama en güzel kazanç oldu O’nunla..
İşte ölüm… yokluk gibi aslında ama en güzel varlık oldu O’nunla..
İşte kan.. en büyük acı aslında ama en güzel koku oldu O’nunla..
Yakup… ne güzel oldu Yusuf ile….
Mecnun… ne güzel oldu Leyla ile..
Bülbül… ne güzel oldu Gül ile..
Aslında hepsi en güzel bir güzel ile güzel oldu MEVLA ile…
O’nun için yaşamak.. O’nun için sevmek.. O’nun için olmak…
İşte her şey tek bir şeyde cevap buluyor..
İşte her şey tek bir şeyde son buluyor..
Alıntıdır….
 

Tarih : Mayıs 8th, 2008 Yorum : Yorum Yok Kategori : İLAHİAŞK
Etiket :

Aşk Olsun!!!

by admin

Aşk Olsun!!!

Tasavvufta şöyle güzel bir adet varmış:

Dervişin biri, yine bir dervişler topluluğu içerisine gelip, selam vererek oturduktan sonra, topluluk gelen dervişe “Merhaba!!” yerine “Aşk olsun!!” dermiş… Derviş de “Aşkınız cemal olsun efendim!!” diye mukabele edermiş… Bu sefer topluluk “Cemaliniz nur olsun!!” dediğinde, derviş “Nurunuz ayn olsun!!” dermiş ve böylece selamlaşma bitermiş….

Tasavvufta aşk o derece içselleştirilmiş, o derece özümsenmiş ki…. Selamlaşma bile aşk üzerine kurulmuş… Tasavvufta bütün diyalogların böyle kalbi incelikler içerisinde cereyan etmesi ne kadar hoş değil mi?….

Bir de günümüzdeki selamlaşma diyaloglarını düşünün….

” - Nabers lan !!”

” - Selam moruk !!”

Tasavvuftaki aşk anlayışı, elbette “televole aşkı” türünde bir aşk anlayışı değildir… Günümüzde, bir çok temel kavramda olduğu gibi “aşk” kavramı da “kavram kargaşası” içerisine sokularak, gerçek anlamından kopartılmış ve çok daha farklı anlamlarda kullanılır olmuştur…. Artık yaşanan bazı edepsizliklerin bile “aşk” olarak nitelendirildiği hepimizin malumudur….

Yine bahse konu yazıda; Tasavvufta “Aşk nedir” diye sorulsa, “Aşk, Maşukun rızasıdır” cevabının alınacağı kayıtlıdır…. Kanaatimce “aşk”, en kısa ve öz olarak ancak bu şekilde tanımlanabilirdi… Maşuk ise, hakiki aşkta elbette ALLAH’tır…

Düşünceler davranışları, davranışlar da düşünceleri etkiliyorsa; ve insan… ki onun ruhi, fikri ve hatta bedeni yapısı böyle bir etkileşim sonucu şekilleniyorsa; Tasavvufun, hayatın her bir anını hiçbir boşluk bırakmadan neden çepeçevre kuşattığını çok daha iyi anlıyorsunuz…. Velev ki, bu bir selamlaşma anı olsa bile…. Boşluğa asla izin yok…. Size atılan “irtibatı koparmayalım” formatı dolayısıyla, siz artık bir pergelsiniz…. Bir ayağınız olması gereken noktada sabit, diğer ayağınız yetmiş iki milleti dolaşmakta…. Ama irtibatı koparmadan… Boşluk bırakmadan ….

Yukarıdaki selamlaşmada dikkatimi çeken en önemli husus, selamlaşmayı sona erdiren “Nurunuz ayn olsun” cümlesidir….

NURUNUZ AYN OLSUN !!! …

Tarih : Mayıs 8th, 2008 Yorum : Yorum Yok Kategori : İLAHİAŞK
Etiket :

Başı yerde âşık

18.08.2005

Gerçek sevgi, sevenin varlığını kaplayan, ondan taşan, dışa vuran ve görünür kılınan bir vetiredir. Sevme duygusundan dolayı kişinin dış dünyasına yansıyan her şey aslında soyut olanın somutlaşması, özün kabukta yansıması, siretin surete aksetmesinden ibarettir.

Bu bakımdan sevgi öncelikle seveni, sevenin sevgisi oranında da sevileni etkiler. Sevenin sevgiliye karşı takındığı tutum ve davranışlar, onun huzurunda veya gıyabında gösterilen gayret ve hizmet, bu sevginin dışa vurumunda da başlıca belirleyici unsurdur.

Eski terbiye geleneğimizde, konuşno argo! sözü, üç yerde baş eğerek dinlemek bir kaidedir. Bunlardan biri büyüklerin küçükleri (amirin memuru, üstün astı) azarladıkları, ayıpladıkları, hatalarını ikaz ettikleri esnada küçüğün başını eğerek dinlemesidir (yazık ki modern hayatta küçükler büyüklere baskın çıkma konumundalar). İkincisi, kendisine iltifat edilen kişinin tevazu gereği başını yere indirmesi, bunun mahcubiyeti ile mahviyetkârlık göstermesidir (Bu dahi şimdilerde tersine dönmüştür). Başı yere indirmenin üçüncü sebebi asıl konumuz olan gerçek sevgi ve hürmettir.

Evet, seven her daim sevgiliye bakmayı ister, bu doğrudur; illa ki sevgili kendisine baktığı anda bakış yönünü hemen yere indirmeye yeltenir. Gerçek sevginin göstergesi işte bu hâldir. Göz elbette kalbin aynasıdır ve elbette sevenin kalbi sevgiliye yönelik olmak, her daim ona bakmak arzusu güder; ne var ki iş tersine döndüğünde, yani sevilen lutfedip sevene baktığında, sevenin sevgi dolu kalbi, sevgilinin kalbindeki celale, onun haşmet ve heybetine dayanmakta zorluk çeker. Sevenin bu heybetten utanması, kendisini sevgilinin celali karşısında saygıya ve dolayısıyla gözlerini yere indirerek mahviyet göstermesine vesile olur. Aksi takdirde gerçek sevgi taşıyan bir kalb, sevdiğinin yüzüne bakmaya dayanamaz, yerinden fırlayacakmış gibi çırpınmaya başlar, kaynar, fokurdar. Hani eskilerin Efendiler Efendisi’nin güzel adı anıldığında sağ ellerini kalplerinin üstüne bastırma halleri vardır ya; işte bu tavır, Sevgili’nin adı anılınca kalbi yerinden oynatan gerçek sevginin zaruri bir neticesidir. Öte yandan gözler, delalet ettikleri gerçekleri dilden (zebandan) daha net açıklarlar. Sevgilinin gözlerine bakıp da sevgisinin karşılığı olan gerçeği öğrenmek yerine sevgilinin sözlerini dinleyerek umuda yapışmak, elbette sevgi işine daha layıktır. Dilden dökülenleri te’vil etmek, veya nalıncı keseriyle yontmak mümkündür, ama gözlerin anlattığını hiçbir yorum zerre miktar yerinden oynatamaz. Üstelik sözler bazen meramın tam tersini ifadelendirebilir, ama gözler asla yalan söylemez.

Krallar ve sultanlar töresidir, huzura kabul edilen kişiler yere bakacaktır. Bu onları hem memnun eder hem de tebaalarına karşı heybetlerini, bir ölçüde de saygı ve sevgilerini arttırır. Nitekim yüksek makamdakilerin huzurunda onların yüzüne bakmayıp yere bakarak arz-ı hâl (arzuhal) eylemek bugün dahi edeb ve terbiye bilenlerin nihai saygı tavrıdır.

İmdi, sevgili adını kalbinde ve dilinde her an zikr ü tesbih eden (anan ve tekrarlayan), sevilenin emir ve isteklerini kendi arzularından önde tutan, emrine boyun eğen, bunun karşılığında maddi veya manevi herhangi bir menfaate yönelik talepler gözetmeyen, sevgili adı anıldığında bütün varlığıyla ona yönelen, bir an olsun tereddüt göstermeden onun varlığı içinde kaybolmayı isteyen, sevgiliden konuşulmayı, onun güzelliğinden, yüceliğinden, yeganeliğinden bahsedilmeyi adeta bir vecd hali gibi canla başla kabul eden bir âşıkın, başını yere eğip bütün benliğiyle, hiçbir sapma göstermeden kendini ona teslim etmesinden daha tabii ne olabilir!?.. Sevgilinin yaşadığı yerlere gidip onun ayak izlerine basmayı, aradaki engelleri kaldırıp vuslata kapı açacak sebeplere yapışmayı, ondan her söz edilişte heyecan ve ürpertilere düşmeyi, sevgilinin lehinde ve aleyhinde söylenenlerden etkilenip ona göre ya muavenet, ya gayret göstermeyi, velhasıl onunla sevinmeyi, onunla üzülmeyi varlığının her zerresiyle kabul eden bir âşık için başını yere indirmek de ne gam!.. Bunu tekkelerin önünde kuru ekmek parçası bekleyen köpekler bile yapıyor!..

Iskender Pala

Tarih : Mayıs 8th, 2008 Yorum : Yorum Yok Kategori : Add new tag, İLAHİAŞK
Etiket :